ORUÇ KALKANDIR: Kapitalizme ve Emperyalizme Karşı Direniş Kalkanı! | Mehmet Hayri Kırbaşoğlu
BEGIN TYPING YOUR SEARCH ABOVE AND PRESS RETURN TO SEARCH. PRESS ESC TO CANCEL

ORUÇ KALKANDIR: Kapitalizme ve Emperyalizme Karşı Direniş Kalkanı!

Her Ramazan geldiğinde en çok kullanılan ve dillere pelesenk edilen bir rivayette şöyle denmektedir: Oruç kalkandır. Peki oruç neye karşı kalkan görevi görecektir? Yine yaygın anlayışa göre “kişiyi” her türlü kötülükten koruyan, alıkoyan, şeytanın ve nefsin insana karşı hamle ve saldırılarından onu koruyan manevi bir kalkan. Bu yorum, İslam’ın siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel alanlarda güçlü ve egemen olduğu dönemler için yeterli ve geçerli bir yorum olabilirse de, günümüz İslam Dünyası ve Müslümanları için asla yeterli ve geçerli bir yorum değildir. Zira kişisel kötülüklerden önce küreselleşmiş kötülüklerle, işgallerle, katliamlarla, sömürüyle, zulümle, açlık, hastalık ve işsizlik yüzünden sefalet içerisinde yaşayan ve hayatını kaybeden milyonlarca insanın ahlaki, vicdani ve insani sorumluluğuyla yüzleşmenin, mücadele etmenin ve “insanlığın ve gezegeni tehdit eden küresel gelişmelere karşı” direnmenin hayati önemi haiz olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bütün bu küresel ölçekteki kötülüklerle ve bunlara yol açan şer odaklarıyla ilgilenmeyip, İslam’ı sadece bireysel bir dindarlık ve kurtuluş çabası olarak görmek, aslında İslam’ın yeryüzüne niçin gönderildiğini anlamamak demektir. O halde denebilir ki Ramazan’ın günümüzdeki anlam ve önemi bireysel dindarlık alanını aşıp toplumsal sorumluluk alanlarını da kuşatacak kadar genişlemiş durumdadır.

Peki Ramazan ve orucunun toplumsal alanla ilgisi nerede yatmaktadır? Bu sorunun cevabını vermek için son onlu yıllarda Ramazan’ın nereye doğru gittiğine bir bakmak gerekir. Aslında bir arınma, nefsi dizginleyerek terbiye etme, az yiyip az içme, “az tüketme”, ibadet, dua, iyilik, hayır hasenat ve salih amel yoğunluklu bir zaman ve mekan tasavvurundan uzaklaşan Ramazanlarımız giderek “lüks tüketim” ve “aşırı tüketim” ayı haline gelmiş durumdadır. Normalde Ramazan ayı, oruç tecrübesinin gereği olarak daha az yiyip içilen bir ay olması gerekirken, bu sebeple de tüketimin diğer aylara nazaran daha da düşmesi beklenirken, son yıllarda bu ay gelince yaşanan “tüketim patlaması” aslında ortada ters giden bir şeyler olduğunu açıkça göstermiyor mu? Yine nefis terbiyesi olmaktan çıkıp, tıka basa yemeklerin yendiği bir “hazımsızlık ayı” haline gelmesi de bir şeylerin ters gittiğinin göstergesi değil mi? Hele hele ultra lüks otellerde, tesislerde, lokantalarda ve diğer mekanlarda, Ramazan’ın ruhaniyetine uymayan dekolte kıyafetli hizmetlilerin sunduğu iftar sofraları İslam’ın Ramazanından başka bir Ramazan ile karşı karşıya bulunduğumuz anlamına gelmiyor mu? Yıl boyu İslam konusundaki tavırları belli medyanın ve firmaların, Ramazan gelince bir anda dindar kesilmeleri ve Ramazanı kullanarak Müslümanları habire tüketmeye teşvik etmeleri karşısında hala uyanmayacak mıyız? Hele, emperyalizmin, sömürünün ve kapitalizmin sembolü haline gelmiş markalarla süslenen sofra görüntülerine ezan sesinin eşlik ettiği reklamların uçuştuğu, bu reklamların sadece laik(!) kanallarda değil, İslami(!?) kanallarda da her gün onlarca defa boy gösterdiği bir atmosferde geçirilen bir Ramazan’ın İslam’a mı kapitalizmin tüketim toplumuna mı hizmet ettiği ciddi olarak tartışılması gereken bir gelişmedir.

RAMAZANI KAPİTALİZMİN MABEDİNDE KURBAN ETMEYELİM

Ülkemiz ve diğer İslam ülkeleri üzerinde oynanmak istenen oyunun bu toplumları kapitalistleştirmek, bir diğer ifadeyle “tüketim toplumu” haline getirmek ve bu suretle küresel sisteme eklemlemek olduğu artık kimseye sır değildir. Doğası gereği saldırgan, sömürgeci ve işgalci olmak zorunda olan kapitalizm, sanıldığı gibi emperyalizmin ürünü değil, kapitalizmin ürünüdür. Tabii kaynakları sorumsuzca ve sınırsızca tüketmekte hiçbir beis görmeyen bu zihniyetin önünde en büyük engellerden birisi İslam Dünyası olduğu içindir ki, son birkaç yüzyıldır sürekli işgal, katliam ve sömürü projelerinin ve uygulamalarının baş hedefi haline gelmiştir. Ancak şiddet, terör ve kaba kuvvete dayalı bütün işgalci uygulamalara rağmen diz çöktüremedikleri İslam Dünyası, bu defa içeriden ve sinsi planlarla, İslam’ın genetik yapısı bozularak küresel ekonomik sistemin bir “kölesi ve hizmetçisi” haline getirilmek istenmektedir. Genellikle “Büyük Ortadoğu Projesi – Ilımlı İslam/Uyumlu İslam – Diyalog ve Hoşgörü – Medeniyetler İttifakı” gibi isimler altında yürütülen bu yeni sömürgeci hamlenin uyguladığı stratejisinin omurgasını “tüketim toplumu” modelini yaymak, bu amaca uygun olarak tüketim toplumu anlayışına direnen İslam’ı ortadan kaldırmak yerine içini boşaltmak, bu suretle direnişi kırmaktır. Bu projenin örnek uygulaması ve daha sonra diğer İslam ülkelerine ihracı için seçilmiş olan ülkelerin başında ise Türkiye gelmektedir. Nitekim son onlu yıllarda ülkemizde görülen siyasi, ekonomik ve sosyal alandaki gelişmeler bu projenin büyük oranda yürürlükte olduğunu göstermektedir.

Bu durumu özetlemek gerekirse “mücahitlerin müteahhit” olduğu, “tasavvuf ehlinin tasarruf ehli” haline geldiği, İslami kesimde geniş bir alanda hedefin artık “masa – kasa –nisa “ olduğu, yine bu çevrelerde “ şehvet – şöhret – rüşvet “ şeytan üçgeninin giderek daha da genişleyip derinleştiği rahatlıkla ifade edilebilir. Garip ve üzücü olan ise, bütün bunların kılınan namazlar, tutulan oruçlar, yapılan hac ve umreler eşliğinde gerçekleşmesidir. Peki bu durumu Dr. Ali Şeriati’nin “Dine karşı Din” kavramsallaştırmasıyla izah etmek doğru ve isabetli olabilir mi? Kanaatimce bu sorunun cevabı maalesef “evet”tir. Diğer bir tabirle ülkemiz, bölgemiz ve gezegenimiz için çözümün bir parçası olması beklenen Müslümanlar artık giderek problemin bir parçası haline gelmektedirler. İşte böylesi bir gelişme, daha doğrusu “gerileme ve dejenerasyon” döneminde, Ramazanlar da bu süreçten nasibini fazlasıyla almış görünmektedir. Bu durum karşısında orucun bir kalkan işlevi görebilmesi için yapılması gerekenler ise açık ve nettir:

1. Ramazan orucunu Allah Rasulünün tuttuğu gibi tutmak, iftarda olsun sahurda olsun tıka basa yemekten kaçınmak, açlığı tatmak ve aç kalmanın ne anlama geldiğini bizzat yaşayarak anlamaya çalışmak, ardından da karnı aç olanlara karşı görevlerini yerine getirmek için harekete geçmek.

2. Karnını doyuramayanlara iftar çadırlarında yemek vermenin bir marifet olmadığını, asıl marifetin çadırlarda ona buna el açmak zorunda kalmayacak ve kendi çoluk çocuğuyla evinde iftar yapabilecek şekilde herkesin kendi alnının teriyle helalinden kazanabildiği bir sosyal adalet toplumu inşası olduğunu idrak etmek.

3. Ramazan ayını kapitalistleştirmek isteyenlere iltifat etmemek, bu çaba içerisinde olanlarla her zeminde mücadeleden geri kalmamak. Bu yönde bilhassa yazılı, sesli ve görüntülü medyaya karşı protestolarımızı arttırmak.

4. Özellikle GDO’lu ve diğer zararlı maddelerin gıda sektöründe ortalığı kasıp kavurduğu ülkemizde, geleceğimizi tehdit eden bu maddelerin kullanıldığı gıda ürünlerin dindar(!) yeşil sermaye tarafından da pazarlanmasından geri kalınmadığı Ramazan ayında, bu şer odaklarına karşı örgütlü, sistemli, bilinçli bir mücadeleye hız vermek, Ramazan ayında hızımızı daha da arttırmak.

5. Lüks, şatafat, gösteriş ve israfın kol gezdiği, İslam’a aykırı görüntülerin tabiileştiği iftar sofralarını protesto etmek, edilmesini sağlamak, bunlara karşı kamuoyu oluşturmak.

6. Zenginlerle fakirlerin buluşmadığı, daha doğrusu, bir rivayette geçtiği üzere “zenginlerin davet edilip fakirlerin davet edilmediği” iftar sofralarından uzak durmak.

7. Ramazan ayını, yemek tarifleri, mükellef sofralar, eğlenceler ve türbe, kabir ve cami ziyaretleri şeklinde karikatürize eden çevrelerle her zeminde mücadeleden ve uyarıda bulunmaktan asla geri kalmamak.

8. Son yıllarda ülkemizdeki Ramazan kutlamalarının artık kapitalizmin bir oyunu haline geldiğini ve amacın İslam görüntüsü altında tüketim, israf ve gösteriş kültürünü yaymak olduğunu çevremizdekilere anlatmak.
Bütün bunları yaparken, nasıl bir sinsi tehlike ile karşı karşıya bulunduğumuzu daha yakından görmek için de Kur’an’a ek olarak, şu eserleri de Ramazan’da baş ucu kitabı yapmak:

İsmail Raci Faruki, TEVHİD
Dr. Ali Şeriati, DİNE KARŞI DİN
Aliya İzzetbegoviç, İSLAMİ DEKLERASYON,
Kemal Özer, DECCAL TABAKTA
Adorno, KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ
Benjamin R. Barber,McWORLD’E KARŞI CİHAD

Bu eserlerden alacağınız ilhamla Ramazan’ı kapitalizmin elinden kurtarmak ve onu tekrar İslam’ın Ramazan’ı haline getirmek için harekete geçmek yani Ramazan’ı yeryüzündeki bütün şer odaklarına ve şer gelişmelere karşı bir “kalkan” haline getirmek bizim elimizdedir. Bu Ramazan’ın bu yönde bir zihniyet, maneviyat, bilinç ve eylem inkılabına vesile olması dua ve niyazıyla….